Ödüllü resim yarışması
17/7/2006
Ödüllü resim yarışması
bilgi burda
http://www.tebulten.com/switch.php?modul=Icerik&icerikID=728&yorumListe=1
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
öğrenme
1/6/2006
ÖĞRENMENİN BEDELİ
Öğrenmenin de maliyeti vardır:
Önceden öğrenenler indirimli fiyattan öğrenir;
Otoriteden öğrenenler özgürlük bedeliyle öğrenir;
Deneyerek öğrenenler etiket fiyatına öğrenir;
Hayattan öğrenenler gecikme zammıyla öğrenir;
Hayattanda öğrenemeyenler boşa gitmiş hayatlarıyla
öğrenirler.
Yorum (5) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
sağ beyin sol beyin
21/5/2006
sağ beyin sol beyin
Masanızda otururken
Bir taraftan sağ ayağınızı yerden kaldırıp saat yönünde çemberler çizerken, diğer yandan sağ elinizle havada "6" çizmeyi deneyin.Aşağıda çevirmekte olduğunuz ayağınız saatin tersi yönünde dönmeye başlar....ve buna karşı yapabileceğiniz hiç birşey yok....
gerçektende olmuyor ne sinir bişey yaa !
Yorum (8) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sevgi ve yaratıcılık- H. Babaoğlu
16/5/2006
Sevgi ve yaratıcılık durup bakmakla başlar
Van Gogh'un İskemlesi"ni bilir misiniz?
Büyük ressamın şimdi Londra National Gallery koleksiyonunda bulunan ünlü tablosunu?
Belki bir yerlerde, bir kitapta, albümde karşınıza çıkmış, gözünüze çarpmıştır.
Basbayağı bir sandalyedir resmedilen. Oturma yeri hasırdan, eskimiş, yıpranmış Akdeniz işi bir köy sandalyesi...
Ben ne zaman baksam bu resme, şaşırırım. Böylesine yoksul bir görüntü nasıl bu kadar "zengin" bir resim olabilir?
İçinde insan figürü bulunmayan bir resim nasıl bu kadar sıcak, bu kadar insancıl olabilir?
Resmin öteki adının "sandalye ve pipo" olması, sandalyenin üzerine bırakılmış bir piponun varlığındandır. Yanında bir mendil ve bir tutam tütün durmaktadır.
Bu resme kulağını kesmeden hemen önce başlar Vincent Van Gogh ve olay sonrası hastanede yatıp çıktıktan sonra da resmi tamamlar. Yıl 1888'dir.
Daha sonra yazdığı mektuplarından da anlarız ki, Van Gogh bu resmi ve sandalyeyi çok sevmektedir.
Neden peki, nasıl?
Düşünsenize...
Ressamın berbat bir odada geçirdiği müthiş sıkıntılı, çok yoksul günlerinin ve aklının alıp başını gittiği gecelerinin sıradan bir eşyasıydı o sandalye. Belki de içine boğuntu veriyordu.
Çok muhtemeldir ki, masa gibi kullanıyordu onu, sehpa gibi, bazen askı gibi...
Kimbilir belki de kızdığında tekme atıyordu ona; belki "kafası iyi" olduğunda o sandalyeye takılıp düşmüşlüğü bile vardır!
Ancak bir gün odadaki sandalyeye başka bir gözle
bakar Van Gogh.
Bakar, bakar ve resmini yapmaya başlar.
***
Öyledir...
Her şey bakmakla başlar; baktığımızı ayırd ederek başlar.
Hayat, biz durup bakınca, bizim sevdiğimiz biçimlere doğru dönüşmeye başlar.
Eşyalar bile...
Yaratıcılık, ilk anda bir eylem değildir. Van Gogh'un sandalyesine baktığı gibi bakmaktır.
Sevmek de...
Gerçek sevgi durup bakmaktan doğar. Sürekli sevgi sürekli bakıştır.
Solan, eriyen, çürüyen sevgi "bakış "sız ve bakımsız bir ilişkidir.
Dahası Van Gogh'un resmi açıkça gösterir ki, en büyük huzursuzluklar içindeyken bile mutluluğun bir anlığına da olsa kapımızı çalması mümkündür.
Ama bunun için durup bakmak gerekir.
(Not: Van Gogh'un ve aynı sıralarda arkadaşı Gauguin'in yaptığı iskemle tabloları üzerinde çok durmuştur sanat tarihçileri. Bazı psikanalistler ise Van Gogh'un o iskemlede kendini "gördüğü"nü iddia etmiştir.)
***
Ama ben de size derim ki, bu cümlede "karıncalara bakarken" sözüne dikkat edin!
Önce bakmak gerek! Şairsen belki Süleyman olur, dillerini de çözersin karıncaların!
Ama ya hiç bakmıyorsan?
Görmüyorsan karıncaları, unutmuşsan onları?
Gelip geçtiğin yerlerde hiçbir şeye bir kez olsun dikkatle bakmıyorsan?
Bütün dünya hızlı bir trenin penceresinden kayıp giden görüntüler gibi akıp gidiyorsa önünden?
Mesela deniz kıyısına gittiğinde hemen yüzmeye başlayıp bir an bile maviliği gözlerinle içine çekmiyorsan?
Yaylaya çıktığında zihninde birikmiş bilgi ve tecrübelerin dürtelemesiyle "oh ne güzel, her yer yemyeşil" deyip de hangi ağaç, hangi ot nasıl yeşil bakmıyorsan?
Sevgilinin uğruna şarkılar düzdüğün gözlerine son zamanlarda bir kez olsun şöyle uzun uzun bakmadıysan?..
O zaman hayata, en çok da kendi hayatına "can" veremiyorsun demektir.
Bakmak, durup bakmak can suyumuzdur.
Barışın ve barışmanın başlangıcıdır.
Ne amansız çelişkidir ki, muazzam biçimde görselliğe yaslanan bir kültürde yaşıyor olmamıza karşın çok az bakıyoruz.
Hani diyorum ki, arada sırada yaşımız başımız kaç olursa olsun, çakıl taşlarına büyülenmiş gibi bakan, deniz kabuklarını bakarken gözlerini büyüteç gibi kullanan çocuklara özensek ve dünyayı öyle gözlemlesek fena mı olur?
Haşmet Babaoğlu
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Semazenler
15/5/2006 -Kategori: Resimlerim
Bugün dergileri karıştırırken elime Merkez Efendi' de düzenlenen geleneksel Tıp günlerinin bir broşürü geçti. Bu semazenleri görünce çini mürekebiyle çalışmak istedim.
Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Suluboya
14/5/2006 -Kategori: Resimlerim
Bugün gitar kursundaki arkadaşlarla piknikteydik. Ee bari boş durmayayım dedim.. İşte sonuç..
Suluboya ile yaptım. Kır manzarası.
Yorum (11) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ressam Fahri Kaptan
13/5/2006

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Hoca Ali Rıza
13/5/2006
Ünlü ressam Hoca Ali Rıza hakkında bir yazı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ben Ressam Olamam
13/5/2006
Ben Ressam Olamam





